Kendime Methiye !

Bugün pazar ertesi .. Çok konuştum dinlemediler, çok yazdım okumadılar buraya da yazacağım okumayacaklar ötelerden kalplerine dokunan cümleleri vurgulayacağım anlamayacaklar ..!Bir kilo demir mi daha ağırdır , yoksa bir kilo kalp ağrısı mı ? Sorusunun cevabını herkes bilir ama kimse yanıtlayamaz.. ketçap da salça niyetine yemeğe eklenmeli ayrıca bir kez olsun tünelden geçmiş herkes Ferhat sayılabilir ve asıl kendi kendine konuşmayana deli denir.

Güz geliyor mevsimlerden sonbahar ve iki dk sonra 3 eylul olacak geçiş mevsimlerinin dengesizliği ruh halimi yansıtıyor.. yeni kararlar aldım,umarım elimde patlamaz gerçi patlasa da kalkıp devam ediyorum.. woaww woaaww waaa nigga , bu kız superwomen !

Reklamlar

FİİLİMSİ HİSLER

Böyle bir başlık atıp  Türkçe’de ki fiilimsi nedir ? Yok efendim ne değildir gibi şeyler yazmayacağım. Çünkü o benim alanım değil zira alanında usta kişiler bunu anlatıp öğretiyorlardır..

Biraz balkona çıkıp etrafı seyrettim herkes yaşam mücadelesine devam ediyor arabalar geçiyor, insanlar yürüyor,dolmuşlar kalkıyor,tramvaylar doluyordu… Herkes yaşamına fiil olarak devam ediyor bir iş ,oluş, eylem gösteriyordu..

~Bence hisler bir şeye benzetilseydi kesinlikle bir yemek çeşidi olan ‘TÜRLÜ’ derdim.. Bir insanı alıyorsunuz içine biraz hüzün , bir tutam kaygı,biraz cesaret –bazen deli,bazen cahil cesareti- bu cesareti ne boyutta sevdiğinize bağlı ,biraz endişe , biraz sevgi , bir tatlı kaşığı kadar aşk,alabildiği kadar aşk acısı,derken bir yemek kaşığı mutluluk ekliyorsunuz kısık ateşte 70-80 yıl kadar kaynatıyorsunuz, zaman zaman dibi tutar gibi olacaktır tahta kaşıkla ters düz çevirin..Tencerenin içi yuvarlak bir görüntü oluştursun hehhh işte o feleğin çemberi, dibi tuttukça hisler o şekilde çemberler oluşacaktır..Farklı baharatlar eklemek isteyen olacak fakat burası biraz farklı kimsenin baharatının tadı kimseye uymuyor.. Kısık ateşte biraz kavrulmaya başlayıp kıvamımız oturunca bu hayatı birine servis etmek istiyoruz fakat sadece birine servis etme hakkımız oluyor, hayatınızı paylaşacağınız kişiyi bulunca kendinize bile pay ayırmadan ekmek bile banmadan karşınızdaki insana sunuyorsunuz. İşin en güzel ve merak kısmı burada ! Siz ister dünyanın en acı , ister en tatlı, ister en dibi tutmuş , yanmış insanı olun karşınızda ki insanın damağında hep bir gülümseme olarak kalacaksınız.. Kimileri en güzel yemeği kendi yapma telaşına düşecek hırslarında boğulacak, kimileri diğerlerinin yaptığını beğenmeyip yemeğe kibir tohumları ekleyecek , kimileri elinde olan kısıtlı malzemelerle sukunet ve sabırla elinden gelenin en iyisini yapacak. Kimileri 70-80 yıl kısık ateşte pişirilmek istemeyip kendilerini harlayacak ve kendilerine daha çok yazık edecekler.. Kimileri , içine bahsedilen tarifleri koyup kendilerinden ‘Türlü’ değil de bambaşka yemek olduğunu bekleyecek..

Bir fiilimsi his olsaydınız ne olurdunuz _? Ben çokça bekleyen olurdum üstelik tatsız tuzsuz hatta tam kavrulmamış ama zamanla kıvamı oturacak olmayı umut eden !

Bura da ne kadar yazsam az, hepimizin tadında ve damağında  biraz gitmek ,kalmak, susmak koşmak,haykırmak , gelmek, umut etmek… Hepsi var işte, netice de hepimizin hamuru insan, kıvamı toprak ..!

Bol sevgi ve sağlıcakla…

AZ

Az ”

Seni tanıdım…

Diyebilirsin ki bir insanı fotoğraflarından ve haberlerden ne kadar tanıyabilirsin ?

Haklısın. Belki de çok az !

O zaman şöyle demeliyim..

“Seni az tanıyorum” Az… Sende fark ettin mi ? Az dediğin küçük , küçücük bir kelime. Sadece A ve Z sadece iki harf ama aralarında koca bir alfabe ve o alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söyleyipte yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.

Biri başlangıç diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar yan yana gelipte birlikte okunmak için… Aralarından tek tek her harfi aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.

Senin ve benim gibi

Bu yüzden belki de , az çoktan fazladır.

Belki de az , hayat ve ölüm kadardır ! Belki de seni az tanıyorum demek seni kendimden çok biliyorum demektir, bilmesemde öğrenmek için herşeyi yaparım demektir.

Belki de az her şey demektir.

Ve belki de az benim sana söyleyebileceğim tek şeydir..

26.07.19 / 01:17

Uçurum Yoncası

Bazı anlar vardır ya anımsamanız bir saniye sürer ama o saniyelere hatta saliselerin içersinde hissettiğiniz tüm şeyleri anımsarsınız. Bu belki bir aşk acısı ,bir veda, bir kayıp yahut ölümdür..
Fakat size mutlaka bir hissiyat verir. Saniyeler içerisinde o anı tüm boyutuyla yaşar tüm benliğinizle hissedersiniz.

Birini çok sevdiğim ve hayal kırıklığına uğradığım zamana gidiyorum hayat öyle garip ki birini gerçekten tüm benliğinizle sevdiğiniz de bakmak istediğiniz gibi görüyorsunuz. Hiç bir sıfatı üzerine yakıştıramadığım, kalbimin kapılarını sonuna kadar açıp koşarak beni sarmasını istediğim insan şuan dünyanın herhangi bir noktasında ve benim için öylesine nötrken hissettirdiği acı hala taptaze hala sıcak…
Ruh ve zihin tüm benliğiyle zamana meydan okurken akıl ve kalp kaskatı kesiliyor şimdiki zamanda..
Küçük prens kitabında o meşhur cümle de diyor ya, ” Bazılarının yüreğe iyi gelen bir yanı vardı armağan gibiydiler ” bu cümleyi içimden yüzlerce kez tekrar ettim.

– Ben kime armağandım ?
-Ben de birinin saniyeler içerisinde hissedeceği bir hayalinin parçası mıydım ?
Neydim ben ?
Tasvirim neydi ki benim ?

Ben hiç bir zaman gül bahçesinde ki ne o beyaz gül , ne de kır papatyası oldum. .

Hayat bana Uçurum Yoncası olmayı vaad etti, bekledim uçurumla arkadaş olan rüzgara her gün teşekkür ettim, deniz kokusunu içime çekip sadece görmek isteyenlerin baktığı bir uçurum yoncası olmayı kabul ettim…

Kıyamam Sana

Size bir soru ; ” Bir insanın sevgilisine söyleyebileceği en güzel aşk sözü nedir ? ” Pat diye bulamadınız değil mi ? Aklınıza tek düze klişe silsilesi geliyordur.. ” Seni Seviyorum, Sana Aşığım, Seninle yaşlanmak istiyorum vs vs..

Benim hayatımda duyduğum en anlamlı aşk sözü “Kıyamam Sana” idi . Zira insanın sadece bedeni yorulmaz, bazen yüreği de yorulur yürek yorulunca öyle ” uzanayım, dinleneyim ” de diyemezsin. Hani öyle kolay kolay soğumaz yürek dediğin karşındaki insanda o merhem varsa ne mutlu !

Yoksa şayet , yürek ezile ezile , sürüklene sürüklene yaşanılan şeye eziyet mi denir , aşk mı denir ? Bilinmez ..

Burda aşk dersi elbette vermeyeceğim fakat aşk dediğin öyle uçuşan melodiler , çırpınan kalpten oluşmaz ki…

Gün gelecek karabulutlar gelecek , gök gürleyecek , fırtınalar kopacak, göz yaşları sellere dönüşecek.. Hep güneşli hep pırıl pırıl olmaz ki. Gün gelecek buz kırıkları yağacak , hak etmediğin yerlere sürüklenip son baharda kuruyan bir yaprak gibi savrulup bir insanın ayaklarının altında çıtırdayan sese dönüşecek kalbin… dönemeçlerden geçecek , çetin olmayan suların üzerinden atlayacaksın.

O zaman işte küçük bir söz beklersin.”Kıyamam Sana” dedi mi birisi o ılık bahar güneşi yeniden doğuverir..

Çünkü birine kıyamamak önemlidir. Çünkü o aşkın nefes nefese heycanli zamanları geçip de emek gerektiren süreçleri başlayınca o upuzun maratonu koşmaya hazırsan eğer, vicdan ve merhamet en büyük ve en değerli yol arkadaşındır.

Çok şey vardır o sözün içinde …

Bir kere “farkındayım” demektir

Farkındayım yoruldun, Farkındayım ! Çaba harcıyorsun

Farkındayım acı çekiyorsun.

Seni umursuyorum ve önemsiyorum.

Senin ne hissettiğini ben anlıyorum.

Ama ..

Ama kıyamam sana !

En Çok Seni

Keşfedilmemiş şarkıları ,

Yağmurlu geceleri,

Mor menekşeleri,

Işıkta parmaklarımla gölgeler yapmayı,

Komik rüyalar görmeyi,

Müzik kutuları ve kar küresi biriktirmeyi,

Ayraç koleksiyonu yapmayı,

Bisiklete binmeyi,

Yılın ilk karından bir tutam yemeyi,

Yumuşak battaniyelere dokunmayı,

Kaldırım taşlarının çizgilerine basmadan yürümeyi ,

Bir ağaç gölgesinde dinlenmeyi,

Kurumuş yaprakların üstüne basınca çıkan sesi ,

Bulutları güzel şeylere benzetmeyi ,

Ama en çok seni !

Bir seni;

Hep seni seviyorum…

Ilık Veda

Ne istiyorum biliyor musun?

Çekeyim eşofmanları, sırt çantamla bir trene sabaha karşı bilet alayım. Uzun bir yolculuk ve sevdiğim şarkılar olsun, pencereden vedalaşıp ağlayan insanları seyretmek, biten aşkları izlemek istiyorum. Sonra o upuzun kara demire bakarak kendimi sorgulamak istiyorum…

Kulağım da sevdiğim şarkılar çalsın ve o şarkıların hatırlattığı insanlar olsun. Öğlen sıcağında bozkırdan geçmek pencereden vuran güneşe meydan okumak, sazlıkların arasından geçerken hayaller kurmak istiyorum, dilimde sevdiğim türküler, her saniyenin değerini o zaman daha iyi anlarım gibi… Akşama doğru hafif batma arefesinde olan güneşin kızıllığına tekrar aşık olmak istiyorum. Hiç bilmediğim yolların aşığı, kimsesizliğin sevdası olmak istiyorum. Yani aslolan gitmek bu hikayede, benim hikayemde hep gidilir çünkü kalacak gücü kalmayan insanların hayali hep gitmektir.

Defolu Kelebek

Ben tanımadığı insanlara gülümsemenin,kedi sevmenin,renkli kalemlerin, turşulu döner yemenin, vosvosların , çizgi film izlemenin , yağmurun, karın,baharın…

Çekindiğim her fotoğrafta defolu bir kelebek gibi çıksam da fotoğraf çekinmenin mutlu ettiği bir insanım…

Benden zarar gelmez

Hatalarınıza geveze ,

Erdemliklerinize sessiz olan insanlardan korkun siz..

Kalbine Güneşi Asmaya Geldim

Tükenme ..!

Kalbin de Afrika’yı gördüm.Yitik hoyratça ezilmiş ve yağmalanmış fakat halen yaşam mücadelesi veren bir Afrika..

Kalbini kuşatmaya geldim demiyorum, yarana merhem olmak istiyorum dinle.. Amerika ve Sovyetlerin ” özgürlük vermeye geliyoruz” deyip önce kaşıkla verip kaşığın arkasıyla gözünü oyanlardan olmam diyorum.. İnsan ne çok benziyor değil mi Afrika’ya susuz kalıyor, yağmalanıyor, imtihan oluyor, sessiz kalıyor..

Mevcut duruma katlanmak gibi bahanen olmasın.Bu her zaman kolaya sığınmaktır. Kalbinin Afrikasinda sana değişimin gücünü verenlerden olacağım, sana biraz su biraz ekmek olacağım.Yaralarını sarıp gozbebeklerin de gülümseme olacağım.. Bu durum sana ne hissettirecek bilmem ama… Yaralarına katlanma gücü verecek bilirim..

Dinle kalbimin Afrikası, bu saatten sonra;
Kalbin, kalbimin Afrikası.. Kalk şimdi sirkelen.

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın” Kalbine Güneşi asmaya geliyorumm. Yarana merhem,sana bir yudum su olmaya geliyorum.

Sevda bâki..

Kurumuş yüreğinden öpüyorum…

Vişne Çürüğü Veryansınlar

Yürüyebildigin kadar senindir coğrafyalar, şahit olduğun kadar eminsindir tarihten ve girebildiğin Gönül memleketindir derler…

Bir gönüle sahip olmak mı güzeldir yoksa bir gönüle girmeye çalışmak mı ? Sahip olduğumuz gönlün değerini bilmeyiz ne kadar bildiğimizi düşünüyor olsak da hayatımız çok hızlı bir sirkülasyon içersinde ilerliyor hep aynı anda aynı zamanda kaldık sanıyoruz.Bazen gidip kök saldığımız zamanlar oluyor ,bazen kök saldığımızı düşünüp veda ettiğimiz zamanlar.. Birilerine sürekli veda ediyoruz vedalardan bu kadar nefret ederken.. Kaçmak vedaları doğuyor ve bunu aslında 7 yaşında öğreniyoruz üstelik, önce anlaşamadığımız sıra arkadaşımıza veda ediyoruz liseye geliyoruz ailemize veda edip bir gönle girdiğimizi düşünüyoruz sonra tekrar o gönle veda edip başka gönle giriyoruz zihnimizde bir bahane trenine binip herşeye bir kulp bulduktan sonra o bahane treniyle çok uzaklara gidip çevremize veda ediyoruz.. kendimize göre hep haklı sebeplerimiz var peki gerçekten kalanlar ??

Sen kime veda ettin yada şöyle diyelim sen en son bahane trenine binip hangi istasyondan kalktın ?

Gönül ? Vefa ? Aşk ? Bedel ?

Hangi durakta bindiğimizi biliyor ve bir hırsla gidiyoruz desek de nerede ineceğimizi biliyor muyuz ? Veda ederken de rastgele yolda biri çıkar beni anlar elbet diyebilir miyiz? Tanıdığımız insanlara Veda edip tanimadıklarimiza guvenebilir miyiz İşte böyle zamanlarda soğuk kış günlerinde şifa niyetine ruha ıhlamur olan insanlar halâ var nesilleri ne kadar tükeniyor olsa da senin ıhlamur yüreklin kim hiç düşündün mü ?

Ne olur aramızda kalsın anlattıklarım;

Ve dostumsan benim ,

İçerinden çal ki kapımı ,

Anlaşılmasın !

Her gün kağıttan bir kayıkla

Kıyılardan biraz daha

Uzaklaştığım..